Kolay Okunmak! – Yazmak Hakkında Söylenmemiş Şeyler 3

“Rahat okunan, edebiyat parçalamayan, günlük şeyler” mi?

“Ben rahat okunan, günlük tarzda, edebiyat parçalamayan bir şeyler yazmak istiyorum” diyebilirsiniz.

Yok, aman bunu kendinize yapmayın!

Yazıda böyle bir ayırımın olduğuna inanmayın…

Rahat okunmak; basit ve kısa cümleler yazmakla ilgili bir şey değildir.

Rahat okunmak kaygısıyla cümleleri kısa ve basit hale getirmek; anlatımı kıtlaştırır ve onu tam aksi, zor okunan yapar.

Rahat okunmak; okuyucuyla aynı frekansı yakalamaktan ibarettir. Bütün kalplerden geçen ortak duyguları, en isabetli kelimeleri bulduğunuz anda, o frekansı da yakalamış olursunuz.

Hani bir dostunuzla dertleşirsiniz ya; bir durum karşısında hislerinizi söylersiniz, o da size “hah, evet, aynen öyle” der. İşte okuyucuyla da yakalayacağınız, bu frekanstır.

Hasta olan bir karakteri mi anlatıyorsunuz? “Başı ağrıyordu” dersiniz. Evet, kolay okunur ama yetmez sanki. Siz de bunun üzerine kalkar, “başının içinde gülleler yuvarlanıyordu” dersiniz; “şakakları zonkluyordu” dersiniz; “sanki tepesinde gözlerine dek inen demir bir başlık vardı” dersiniz, birden anlatım güçlenir, gerçek olur. Yazdığınız artık, okuyucu tarafından da bizzat yaşanandır.

İşte burada tarif etmek, daha doğrusu tasvir etmek işin içine girer.

Bazı kitap tanıtımlarında beni şaşkınlığa düşüren bir ifade görüyorum: “Tasvir yok! Uzun cümleler yok! Kolay okunan harika bir kitap!”

İyi ama tasvir yoksa, romanda anlatılan baş ağrısı da sadece “baş” ve “ağrısı” kelimelerinden ibaret kalmaz mı? Ruhu yoktur, verdiği gerçeklik hissi yoktur. Roman, okuyucuya olanı biteni özetleyen bir gazete haberi gibidir artık.

Ama elbette tasviri akıcı yapan, cümlelerin samimiliği, gerçekliği, içtenliği ve coşkusudur.

Tasvir; sizi aslında  “kolay okunur” hale getiren şeydir. Aynı zamanda sizin “yazar” olarak ses tonunuzdur, mimikleriniz, yüz ifadenizdir; karakterinizdir.

Günlük şeyler!

Günlük tarzda bir şeyler yazmak istemek de gayet samimi bir seçimdir.

Tabii, “günlük”ten kastedilenin sadece popüler olanı seçmek olduğu yanılgısına düşmezseniz.

Sevgili yazma gönüllüleri, edebiyat, zaten daima günlük şeyleri anlatmaz mı? Dünyanın en büyük zaferlerini, en acı savaşlarını konu eden romanlar da bir sabah uyanıp güneşin doğuşuna bakan, sabahın serinliğini yüzünde duyan ve ekmeğini yemek için ateşin başına oturan bir askerle başlamaz mı?

Günlük tarz ifadesi, bize basit olanı çağrıştırır. Basit olansa kolay okunanı.

Basit bir yol çizerek anlatmak, duru ifadeler kullanmak hoş ve sade bir hikâyeyi ortaya çıkarabilir. Bu bir tavırdır.

Aynı zamanda günlük tarzda bir şeyler yazmak; akım haline gelen, çok talep edilen, çok ilgi uyandıran konulardan bahsetmek olarak da düşünülür.

Ah evet, bu, roman yazmak için harika bir yol olabilir. Ama kolay okunmak için dikkat edeceğiniz noktalar aslında değişmemiştir:

  • Canlı ve etkileyici tasvir,
  • Güçlü gözlem,
  • Güçlü anlatım,
  • Sağlam kurulmuş cümle.

Yani akıcılık; seçilen türe veya konunun popülerliğine, güncelliğine bağlı değildir. Bu bir yanılgıdır ve bu yanılgı, bugün yazmak isteyenleri, sırf çok okunmayı sağlasın diye sürekli aynı konuların aynı anlatıma sahip kurgularına hapsetmiştir.

“Edebiyat parçalamak”tan mı bahsediyoruz? İşte bu konuda gözümüze batanlar hep aynıdır:

  • Ağır, eski kelimeler,
  • Sonunu okurken başını unuttuğumuz cümleler,
  • Aynı şeyleri dönüp dönüp her seferinde başka bir süslü detayla anlatan uzuuun paragraflar.

Oysa ağır ve kallavi cümleler (eğer edebiyat parçalamaktan kastedilen buysa) sadece bir tercihtir. Tıpkı konuşma tarzı gibi.

Oysa anlatımda;

  • Eski kelimeler kullanılabilir
  • Süslü ifadeler seçilebilir
  • Uzun cümleler ve uzun paragraflar olabilir
  • Ve hepsine rağmen roman soluk soluğa okunabilir!

Tam tersi;

  • Yeni ve duyulmamış kelimeler kullanılabilir (hatta icat edilebilir)
  • Dümdüz, yalın ifadeler seçilebilir
  • Kısa cümleler, şiir gibi alt alta dizilmiş serbest satırbaşlarından ibaret bir metin olabilir
  • Ve hepsine rağmen roman soluk soluğa okunabilir!

Mesele, uzunlukta, süste ve teferruatlı anlatımda değil, o anlatımdaki kelimelerin doğru dizilişindedir.

Bir cümlenin sonuna geldiğinizde aklınızda hȃlȃ başındaki özne sapasağlam duruyorsa, kopmamışsınız demektir.

Küçük yan cümleciklerden oluşmuş uzun bir cümle seçtiğinizde; her küçük cümlecikte, ifade net ise, yine sorun yoktur.

Süslü anlatımlar dediğimiz şey ise öyle görecelidir ki! Süs nedir demek gerek sanırım önce. Mesela;

“Leylak rengi bir akşamdı” da diyebilirsiniz; “Gün bittiğinde gök eflatundu” da dersiniz.

“Kızın gözleri, kanatlarını iki yana açmış nefis bir kelebek gibi şakaklarına dek süzülüyordu” da diyebilirsiniz; “Kızın gözü, kara, kocaman bir kuştu, kanadını açmış” da dersiniz.

“Gün soldu, akşam indi” de dersiniz; “Akşam vakti güneş tepelerin ardından inerken renkler kayboldu, her şey karardı” da dersiniz.

Süslemek, o yüzden görecelidir.

Sizin saçınızı tarayışınız gibidir, değiştiremez, kendi kaleminize hep benzer şeyleri yakıştırır, ancak onu huzurla taşırsınız.

Süslemek, sizin dokunuşunuzdur.

Sizin tercihiniz, sizin okuyucuyla konuşmanızdır

Sizin sesiniz, sesinizdeki vurgunuzdur.

Süslemek, tarzdır, tavırdır, tercihtir. Tek şartı vardır, estetik olmalıdır, yakışan olmalıdır.

Kolay okunmak için aynı şeye dönüşme hatasına düşmeyin

Sonuç olarak rahat okunmak için yakalayacağınız tek şey, bir akış yaratmaktır.

Kelimeler yerini bulduysa roman su gibi akar.

Siz okuduğunuzda akıyorsa, okuyucu okuduğunda da akar.

Okurken ayağınız taşa takılmıyorsa, tökezlemiyor, kaybolmuyorsanız, kendiniz oluyorsanız, romanınız da kolayca okunur.

  • Ön yargılarınızı kaldırın.
  • “Şöyle yazılmazsa okunmaz” dediklerinizi bırakın.
  • Abartılı olmaktan korktuğunuz kadar fazla sade olmaktan; fazla basit olmaktan korktuğunuz kadar fazla karmaşık olmaktan korkun.

Korkacaksanız sevgili yazma gönüllüleri roman yazarken, ille korkacaksanız; kendiniz olmaktan uzaklaşmaktan korkun. En sevdiğinize, can dostunuza anlatın anlatacağınız hikâyeyi.

Kendiniz olarak anlatın.

O zaman göreceksiniz; okumak kolay, anlamak kolay, sevmek kolay olacak romanınızı.

Deniz Erbulak

Sıradaki Yazı: Söylenmemiş Şeyler 4- Kelimelerin Müziği


Önceki Yazılar:

Yazmak Hakkında Söylenmemiş Şeyler 1- Unutulacaklar Listesi

 

Yazmak Hakkında Söylenmemiş Şeyler 2- Romanda gerçek eksen hangisi?

 

Deniz Erbulak Kimdir?

Yorum Ekle