“RİNDLERİN AKŞAMI” – Pembe Yakalı Lama- ESRA GÜR

Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘Rindlerin Akşamı’ isimli şiiri, Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelenip seslendirilince, şiirin ilk mısrası ile aynı ismi taşıyan ‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’ şarkısı, Türk Musiki repertuarında klasikleşecek bir yer edinmiş oldu.

Eser, rakı sofralarının dillerden düşmeyen hitleri arasına girdiği gibi, pek çok iş görüşmesi sonrası, insan kaynakları departmanı yetkililerinin ‘biz size döneriz’ bildirisi karşısında kaç akşamdır olumlu/olumsuz dönüş bekleyenlere de eşlik eder oldu.

Son yıllarda işsizliğin artış göstermesiyle, bir iş görüşmesinden bir diğerine koşarken hem normal hem de anormal süreçlerden geçmekte olan adaylara çoğunlukla bir dönüş sağlanmadığı gibi, başvuran aday sayısının çok fazla olması sebebiyle adaylar pek çok ön elemeden geçmek ve bu uğurda psikolojik bir sınava da maruz kalmak zorunda oluyor. Hobileriniz nelerdir diye sorulsa, pek çoğunun cevap olarak iş görüşmelerine gitmek diyeceğinden eminim.

Kendinizden bahseder misiniz başlangıç sorusu bu sınavda en masumu kalır.

En zayıf ve en güçlü yanlarımız nelerdir gibi tuzaklı soruları da önceden çalışıp cevaplandırdığımızı varsayalım.

Çalıştığımız yerlerden neden ayrıldık, bunu da makul nedenleriyle açıkladık.

Karşılaştığımız zor bir durumu ve onun üstesinden nasıl geldiğimizi de anlattık.

Hadi bakalım, kendimizi 5 yıl sonra nerede görüyoruz; şans eseri hayatta kalarak yaşadığımız ülkede, işin doğrusu hele ki özel sektörde ben ne kendimi ne sizi bir yerde göremiyorum sayın i-ka (insan kaynakları kısaltması), sayın ge-me (genel müdür kısaltması).  Şu aşamada azimsiz görünmek olmaz,  ‘genel müdürünüzün koltuğunda görüyorum, latte macchiatomu içiyorum’ diyerek çok hırslı da görünmek olmaz, o halde ‘kendimi yatay veya dikey hedeflerim doğrultusunda kariyerimde ilerlemiş olarak görüyorum’ şeklinde samimiyetsiz ama nabza şerbet cevaplar ile geçiştiriyoruz.

Siz gerçekten iş arıyor musunuz sorusuna gelmeden evvel nerede oturuyorsunuz, kendi eviniz mi, kendi aracınızla mı geldiniz gibi çakalvari sorular zaten sorulmuşsa kastedilen şu ki gerçekten paraya ihtiyacınız var mı yok mu? Bunu soran kişiler çalışmaları karşılığında para kazanmıyor mu orası da işin tuaf kısmı..Yani paraya ihtiyacın yoksa git çocuğuna bak, evinin işini hallet, kışlık domatesini yap, turşunu kur, sahilde yürüyüşe çık, giyin kuşan Mavibahçe’de Hilltown’da Alsancak’ta Adalar’da Moda’larda iç maccihatonu, dışarda akan bir hayat var diyor. Belki de iyi niyetle; emin misiniz son kararınız mı ben ettim siz etmeyin mi demek istiyorlar, bilemiyoruz.Malum herkes kendinde olmayanı istiyor. Çalışan çalışmayana özeniyor, çalışmayan çalışmak istiyor.

‘Eşiniz yine yurtdışına giderse, siz de gider misiniz’ sorusunu soran global bir firmadaki bayana ‘size Kanada ofisinizden teklif gelse bırakın eşinizi siz gitmez misiniz?’  diye cevap vermeyi dileyip susuyoruz, yine şerbet olarak çocuğun okul çağına geldiğini böyle bir durumda mecburen Türkiye’de kalacağımızı öne sürüyoruz.

Evliyken çocuk düşünüyor musunuz sorusunu çokça duyduk malum, neyseki ikinciyi düşünüyor musunuz diye sorulmuyor artık. Bıraksak, aile planlamasını da çalıştığımız şirket yapacak.

Siz bize fazlasınız

Neden biz

Neden bu pozisyon

Yahu  zaten o kadar yere başvurmuş ki aday nedeni niçini var mı? Zilyon tane ilan vardı da aday mi seçici davransaydı?

Bir de resmi zorunluluk gereği ilan açılıp, zorunlu olarak bir iş görüşmesine gittiğinizi bilmiyorsanız vay halinize.Boşuna umutlanmayın, o pozisyona gelecek arkadaş 6 ay öncesinden belli.

Biz aslında erkek aday arıyoruz. Bingo! Tam da aramadığınız erkek aday benim diye yeniden bir kendini kanıtlama çabası sarfediyorsunuz.

Sizin üstünüz olarak çalışacak kişi sizden bir kaç yaş küçük bu sorun olur mu sorusu karşısında Freud’un İd, Ego, Superego kavramlarıyla bile yanıt veresiniz gelebiliyor.

Maaş beklentisi belki en son değil en başta konuşulacak şey olsa bunca hezimete zaten maruz kalmayacaksınız. Asgari ücretten hallice 3000 TL teklifin içerisinde ulaşım ve yemeğin karşılamadığı gibi 5 işgünü + cumartesi 17:00 ye kadar çalışma zorunluluğu sunacak kadar cüretkar firmalar var..Üstüne üstlük bu ücret karşısında beklentileri birkaç departmana ait her tür görev tanımını da barındırabiliyor. Psikolojik yıpranmaya maruz kalan, yüksek lisansını tamamlamış bir mühendis bunu duyunca iki gün etkisinden kurtulamıyor haliyle. Ya da Türkiye’nin prestijli üniversitlerinden İTÜ, Yıldız Teknik gibi okullardan mezun bir endüstri mühendisi, makina mühendisi 2750 TL net maaşı duyunca ben niye okudum diye sorgulamaktan kendini alamıyor. Sonra ‘millet niye işşsiz, çünkü iş beğenmiyor’ diyen ve asgari ücretinde altında emekli maaşı alan hanım teyzeler, bey amcalar sözüm size, bir yandan eleştirirken bir yandan kendi geçim sıkıntınızdan dert yanmayın lütfen.

Bir de bakıcı sorunsalı var; çalışan anne çocuğunu haftanın 5 günü 07:00 – 19:00 saatlerinde bir bakıcıya bırakmak istediğinde, kendinden daha vasıfsız bir çalışan 3000-3500 TL ücret talep ediyor.

Olmayan sosyal yan haklara değinmeye gerek yok.

Daha bunun genel yetenek sınavı var, kişilik envanter testi var, ingilizce testi var, assessment centerlarda (bağımsız değerlendirme merkezi) yapılan antin testleri kuntin testleri, case study (vaka çalışması) var, simulasyonu var, takım çalışması jargonu altında ayrı odalarda pipetlerle bir düzenek yapıp çiğ yumurtayı kırmadan taşıyacak bir düzenek kurma çalışması var ki bu akıllara zarar ziyan formatta size birbirinize kırdırmanın yanında her tür yapay öne çıkarımlarda bulunmaya çalışmaları da cabası.Tamamen sizin teatral yeteneğiniz olup olmadığına bağlı sonuçlanabilir baştan söyleyelim.

Yani var oğlu var.

Sanırsınız ki Mars’a keşif aracı gönderecek proje grubunda işe alınacaksınız.

Keşke…

Mars olmasa bile nice başarılı gençlerin keşfedileceği

Daha çok istihdamın gerçekleştiği

Tüketimden ziyade üretimin olduğu

Çalışanın emeğinin karşılığını aldığı

Gerçek enflasyon rakamlarıyla gerçek zamların yapıldığı

İnsanımızın günlük hatta en uzun vadede aylık olarak yaşamadığı

Her renkten yakalının geleceğe güven ve umutla bakabileceği günlere kavuşalım yeter ki.

 

Yorum Ekle