Bizim yolumuzu kim çizer?

“Ölüm geldiğinde sadece ölürsünüz… Ölmeniz için sebepler vardır… Neden-sonuç zincirine bağlı olaylar vardır; sizin tercihiniz olmamasına karşın…” diye başlıyor Indignation (Öfke)  filmin ilk sahnesi. Son sahne, ilk sahne olarak bizi karşılıyor başlarken… Ve izlemeye başladığınızda, içinde ilerlerken filmin, buraya nasıl bağlanacağını düşünüyorsunuz.

Bizleri ve yasamlarımızı kurgulayan evren, Tanrı, Allah, kader, kesişim yolları, yol ayrımları, çatallar v.b.
istediğiniz şekil ve desende tabir kullanın o yazar veya hayat şekillendiricisi vs hayatlarımızın nasıl da bu hale geldiğini sorgulatıyor bizlere… “Soru sormayı bilene, tabi kendi kendine”… Bizler her zamanki gibi,
Tanrı’nın yerine geçme güdümüzü durduramayıp, olaylar zincirinin herhangi bir yerinde pause’ladıgımız yaşantımızın, olaylar zincirinin son halkasına baktığımızı sanıyoruz tam da belki ortasında, en heyecanlı yerinde…

Hangi kararı aldım, ya da hangi sözü söyledim, cümleyi kurdum da, hâlihazırda zaten bir durumdan bir duruma geçme hali olan hayat(ım) şimdi hiç tahmin etmediğim şekilde yol alıyor…

İşte senaristlerin bazıları, hayatları iyi gözlemlediklerinden olsa gerek, çok ince ama bir o kadar karar noktaları ile ilgili detayları çok iyi görüp onları mercek altına alıp, bizlere dev perdede sunuyorlar… Bu film, tam da öyle hayat sorgulatan bir film: Indignation

Bittikten sonra filmdeki kareleri, diyalogları defalarca aklımızdan geçirmemize yol açıyor… Kaderimiz, yaşayacaklarımız zaten yazıldı, çizildi ve bizler farkında olmadan hamleleri mi yapıyoruz?  Yoksa kararlarımız, söylemlerimiz, inandıklarımız ve doğru olduğuna kalıbımızı bastığımız tabularımız, bizi biz yapan şeyler sandığımız çevre öğretilerini takip edişimiz mi yeni kapılar açıyor veya kapatıyor da, biz renkten renge halden hale geçip hayatlarımızın içinde yol alıyoruz…ve bir de bakıyoruz ki!!!

Ya en sevdiklerimizin hayatına bilinçli veya bilinçsiz müdahalelerimiz, o kişinin ölümüne giden bir yolda attırılan bir adımsa? Ya o anın dondurulmuş biçimine bakarak birinin ya da birilerinin iyiliğine olduğunu düşünerek verdiğimiz o akıllar… Başkalarının katilliğine gidecek sözler dizisi haline gelebilir mi?

Aklımızla verdiğimiz akıllar, kalplerde çözülemiyorsa??  Akıl sadece bencilliği, önce kendini korumayı, hayatta kalmayı sağlayan düşünme, kavrama yetisi o kadar… Başkalarına ve kendine sunduğun hep mantıklı ol çağrısı…

Ya mantık, insanoğlunun başarılı bir şekilde kurduğu, hele de başkaları üzerinde konuşurken, şahlandırdığı ama hiçbir zaman tam da uygulamadığı bir şeyse; ki öyle duruyor …

İnsan olduğumuzu unuttuk. Aklımızın düşünerek, anlayarak kavrayamadığı, mantık haricindeki iç sesimize kulaklarımızı tıkadık. Kendimize ait tepkilerimiz, başkalarına ait tepkisizliklere dönüştü. Şaşırıp kaldığımız, sözcüklerin de ötesinde hislerle hareket ettiğimiz zamanlar giderek azaldı. Kalp, vücudumuzun tam ortasında, hep yok saydığımız ve sesini kısarak yola devam etmeye çalıştığımız bir organa dönüştü geldiğimiz yüzyılda… Sürekli tekler ve hata verir olduk…

Milyonlarca parametre, duygu ve düşünce dünyamızı sürekli değiştiriyor. Kendi doğrularımız başkalarının doğrularıyla kesişerek yeni yollar belirliyor bizim için hayatta.  İşlenen günahlar, hatalar, affedilmek ve hepsinden arınmayı ummak…  Ama ummak yetmiyor. “N” adet tekrarlı döngüde kendimize, ruhumuza ve etrafımızdaki herkese gerçekten arınma şansı vermeyişimizi görüyoruz… Kendi korkularımızla sadece kendimizi değil, yakınlarımızı da etkiliyoruz. Sonsuza dek değişmeden ve gidilip gelinmesi önceden belirlenmiş hatlarından çıkmalarını istemiyoruz ve etkiliyoruz, etkilemeye çalışıyoruz… Korkutarak, sindirerek… Bazen yumuşak yumuşak bazen de direktifler vererek yapıyoruz. Amma illa birilerini akıl vererek durduruyoruz, MANTIK çerçevesinde 🙂 !

Filmin sonunda aslında her gün nelere gebe olarak uyandığımızı izliyoruz… Herhangi bir gün içinde yaptığımız bir konuşma, aldığımız bir karar mıdır bizlerin yolunu çizen yoksa zaten çoktan yazılmış mıydı kader?

Yani film, bir nevi yumurta tavuk hikâyesi aslında…  Filmlerden alınan mesajlar etkili birer kişisel gelişim tetikleyicileridir. İçimize işler, görüntüsüyle akılda kalır, kısa sürede harekete geçirir. Kendimizi ve dünyayı sorgulatır… Her filmden sonra siz artık, başka birisinizdir…

Haydi, şimdi, bu filmin içerdiği diğer mesajları da siz bulun…

Ne dersiniz?

Zeytun-i

Yorum Ekle