PEMBE YAKALI LAMA- Esra Gür

Eski beyaz yakalı, yeni nesil ev hanımı

Pembe yakalı bir lama

Aynı zamanda o bir ana

Tükürür arada sırada hayata…

İşte tam da 5 yaşındaki kızımın ‘hadi anne, kafiye oyunu oynayalım’ serzenişi karşısında, çalışma isteği ve çalışamama gerçeği arasında gelip giderken, aklımdan geçenler bu şekilde dökülüverdi.

Bekar / evli / boşanmış

Beyaz / mavi / altın yakalı

Serbest çalışan / hiç çalışmayan

Siz her kimseniz

İllaki anlatacak bir hikayeniz var.

Pembe yakalının hikayesi de tahminlerin aksine, bir hamilelik veya annelik hikayesi değil. Öncesinde birey olarak bir ‘ben’liği yokmuşta, sanki çocuk doğurduktan sonra ‘annelik’ statüsü ile kimliğini bulmuş, ‘emzirmeyi nasıl bıraktım / tuvalet eğitimi vermenin püf kokulu püf noktaları’ konulu postları barındıran bir blog hiç değil. Zira bu konuda en güzel bloggerlığın, günümüze kıyasla çok daha kısıtlı imkanlara sahip, bizleri büyüten eski nesil ebeveynler tarafından yazıldığını; yine bu uğurda emek harcayarak, çocuklarının eğitimine ve gelişimine katkı sağlamayı amaç bilen aynı ebeveynler tarafından taçlandırıldığına inanıyorum.

Pembe yakalının özü biraz işten, biraz evden, biraz insandan, biraz sanattan dem vuracak cinsten. O nedenle bazen derin, bazen sığ; belki de olması gerektiği gibi.

 

Sığ  demişken, işte bu noktada henüz sığ sularda yüzen pembe yakalı homo sapiensin iş hikayesine gelirsek; başlangıç noktası üniversiteden yeni mezun olduğu, gözünün gönlünün her şeye pozitif baktığı yıl ile başlar; kronoloji devamında ilk olarak evlilikle, ikinci olarak çocuk sahibi olmak ile milatlandırılabilir. Beklentiler çıtasına motivasyon, hırs, prim, yalakalık, terfi, salla başı al maaşı gibi farklı maddeler eklenebilir. Kendi SWOT analizinizde Weakness (zayıf yönler) çıtasına da evin veya arabanın kredisi, çocuğun okul taksiti, anneanne babaanne ve bakıcı paradoksu yazılabilir.

 

İşe ‘iş’ le başladığımız bu öyküde;

Hayatın toz bulutlarıyla kaplı olduğu, henüz Pembenin 50 Tonu’ndan morun tonlarına geçmediğimiz o yıllara dönersek, güzel günleri mutlulukla anımsayacağımız da aşikar.

Düşünsenize

En güzel gün, maaşın günü gününe yattığı gün

En şanslımız, çalışırken ailesinin yanında yaşadığından mütevellit, henüz İzgaz, Gediz Elektrik, İZSU, aidat gibi teknik terimlerle ve otomatik ödeme talimatıyla tanışmamış, üstüne üstlük eve gelince hazır sıcak yemeği önüne konan

En çakırkeyif, çarşamba-cuma-cumartesi akşam programı daha hafta başından belli olan

En motive, %5 zamma rağmen, üst yöneticisinden ara gaz alıp daha iyisini yapabileceğine inandırılmış olan

En iyi performans notunu alan, en tanımsız görevlerle dolu görev tanımlarını on  kaplan gücüyle gerçekleştiren

En fedakar ve en hevesli, en fazla mesaiye kalan

En moda, o yıllarda Boyner, Mudo, Mango

En porseleni, sabah bayanlar tuvaletinde yapılan makyaj

En geyiği, sigara molaları

En güzel şirket yemeği, eşsiz olduğu zaten aşikar ve henüz eşli/eşsiz kavramları sana bir şey ifade etmezken gidilen, sınırsız içkili ve ardından geceye muhtelif eğlence mekanlarında devam edilen yemek

En eğlenceli tatil, bekar olarak tatile çıkılan o yaz..’Ya hakikaten dimi ama yaa’ demeyenimiz yoktur sanırım. O bir haftalık tatil dönüşü bilgisayarın açılış şifresini hatırlayamazken, yöneticinizin yıllık iznini, bayram seyran tatiliyle birleştirerek iki-üç hafta ortadan yok olmasına ve işlerin size kalmasına hayıflanamadığınız saftorik yıllar… Zira saflğımız yanında  cesuruz tabi: maaşa ilaveten, sosyal yan hak olarak yaz aylarında ayda iki kere Çeşme’deki beachlere giriş ücretini isteme cüreti gösterebiliyor, Free Friday’e atfen her birimiz ayrı renk belirleyerek ‘Hadi bu cuma United Colors of Benetton olalım’ diyebiliyor, yöneticimizin tuhaf bakışlarına ‘sayısal bize çıktı’ şeklinde cevap verebiliyoruz da..

 

Şöyle bir durup, geçmişe bu taraftan dönüp bakınca,

Kurumsal hayata merhaba dediğimiz yıllar mı zor?

Madalyalandırılmaya çalıştığımız yıllar mı?

Kurumsal hayata ‘elveda’ dedikten sonraki yıllar mı?

Pandemi günleri, hepimiz için farklı konularda bir yandan geçmişin muhakemesini yaparken, bir yandan da geçmişe özlem duyduğumuz bir süreç oldu sanki.

Mutlu aile ve iş hayatı tablosuna sığdırdığımız pozların arkasında aslında paylaşmadığımız gerçekler, hasır altı ettiğimiz hayaller de var. Paylasmadıklarımıza değinmenin, yalnız olmadığımızı düşünmenin faydası olacaksa eğer, bazen kendimizi ciddiye değil ‘ti’ye almak hepimize iyi gelsin yeter…

Sevgiler

-Esra Gür-

Yorum Ekle