TO BE OR NOT TO BE / OLMAK YA DA OLMAMAK

Pandemi ortaya çıktığından beri, insanın kendisini ve hayatı sorguladığı bir dönemden geçiyoruz. Haliyle insan kendisinin sorgu müfettişi olunca aile kurumunu, çalıştığı kurumu, inandığı değerler kurumunu ve daha pek çok şeyi sorguluyor.

Sorgularken de aklıma gelen bazen şu oluyor: “Olmak” ya da “Olmamak”…1600’lü yılların başında William Shakespeare’in Hamlet eserini yazdığı günden bugüne değin geçen dört yüz küsur senede, pek çoğumuz bu dizeyi kullanmışızdır.

Birine eş olmak ya da olmamak

Bir çocuğa ebeveyn olmak ya da olmamak

Doğada var olmak ya da olmamak

İşte bugünlerde bütün meselemiz bu!

Normal dünya düzeninden, ezber bozan yeni normale geçsek de; hepimiz eski normale “ne zaman” dönebileceğimizi merak ediyoruz. “Nasıl” olduğunun üzerinde ise hiç düşünmüyoruz. İnsansız ve egzozsuz ortamda, dünyadaki küresel ısınmaya dair uzay istasyonları tarafından ölçümleme yapılan sosyal bir deneyin içinde bulunmamıza, 5G ve çipli insan çağına geçilmesine, insan nüfusunun azaltılması amaçlı kurgulanan pek çok komplo teorisi bulunsa da; Eylül 2020 tarihinde, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler zirvesinde Duke, Princeton, Cambridge gibi Amerika ve İngiltere’nin seçkin üniversitelerinden bilim adamları dünya liderlerine “nasıl” sorusunun cevabını şu şekilde açıklamaya çalışmışlardır.

Her yıl daha fazla palm yağı elde etmek için palmiye ağacı ekilmesi, artan nüfusun ve buna oranla artan gıda talebini karşılayabilmek için küçükbaş ve büyükbaş hayvan çiftliklerinin kurulması, yeraltı madenleri ve fosil yakıta ulaşmak için on milyonlarca hektar orman ve doğal yaşam alanı yok olmaktadır. Dolayısıyla burada yaşayan sayısız virüs ve bakteri de yok olmaktadır. Kaybolmayan mikrop ve bakteriler ise insanlar veya hayvan çiftliklerinde kendilerine yeni yaşam alanı bulmaktadır. Bu ‘taşınma’ insandan insana geçtiğinde de ‘bulaşma’ olarak seyretmektedir.

Bu tür örneklere değinirsek;

AIDS’e yol açan HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) ilk olarak 1959 yılında Leopoldville, Belçika Kongo’sunda yaşamış bir kişiden alınan kanda tespit edilmiştir. 10 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açan bu virüsün Orta Afrika’da şempanze avlayan insanlara, bu esnada aldıkları yaralar vasıtasıyla veya sonrasında şempanze etiyle temas ettiklerinde geçmiş olabileceği iddia edilmektedir.

Adını Afrika’daki Ebola nehrinden alan Ebola virüsününde insanların enfekte olmuş bir hayvanın (genellikle maymunlar veya meyve yarasalarıkan veya vücut sıvıları ile temasta bulunması sonucu hastalığa maruz kaldığı düşünülmektedir.

Ekim 2016’da Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletindeki hayvan çiftliklerinden birinde yeni doğan domuzlar, ince bağırsaklarını kaplayan hücreleri etkileyen bir virüse ( PEDV domuz salgını) maruz kalmış ve dört ay sonra bu virüse ilişkin testler negatif çıkıp, yeni bir virüs tipiyle karşı karşıya kalındığı ortaya çıkmıştır. Bu yeni hastalık, SADS-CoV domuz ishali olarak tanımlanmış ve 2017 Mayıs ayına kadar 24bin yeni doğan domuzun ölümüne sebep olmuştur. Bu olaydan 13 yıl önce, Şubat 2003’de de SARS-CoV, insanları etkileyen, şiddetli akut solunum yolu sendromu yine Çin’de ortaya çıkmış ve Hong Kong’dan 37 ülkeye yayılmıştır.

Dünyadaki korona virüsünün başlıca hayvan kaynağının yarasalar olduğunu ise Wuhan’daki Viroloji Enstitüsü’nün baş araştırmacısı %96 olasılıkla belirlemiş, Kuzey Amerika’daki çalışmalarda da ortak görüşlerde bulunulmuştur. Makro ölçekli endüstriyel hayvan yetiştiriciliğinin artması orman alanlarının yok edilmesine, yarasaların doğal yaşam alanının azalmasına; bu da yaban hayvanları ile çiftlik hayvanlarının temas imkânlarının arttırmasına sebebiyet vermiştir. Geleneksel hayvan yetiştiriciliğinden makro hayvan çiftliklerine geçildiğinde, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkları önlemek amacıyla kullanılan antibiyotiklere dirençli enfeksiyonlarında arttığı ortaya çıkmıştır.

Şuan dünyadaki en büyük hayvan çiftlikleri Çin ve Avustralya’dadır. Dünyada mevcut domuzların yarısı Çin’de üretilmektedir. Çin kendi topraklarında en çok sayıda topraksız sistemde kapalı alanda binlerce hayvan yetiştirmektedir. Sadece Mudanjang şehrinde bulunan, etin ve sütün Rusya pazarına gönderildiği bir inek çiftliği, Avrupa Birliği’ndeki büyükbaş çiftliğinin en büyüğünden 50 kat büyüklüktedir.

Tarih sahnesinde, binlerce yıl evvel yine insanlar kentleşmeye başladıkça, enfeksiyonlarda insanlar arasında yayılmış ve ölümcül sonuçlar ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde aile çiftliklerinden makro çiftliklere geçişle hayvanlarda kentleştirilmiş; virüsler ve yeni hastalıklar ortaya çıkmıştır. Amerikalı bir halk sağlığı araştırmacısı olan doktor Michael Greger, kuşların evcilleştirilmesinden önce yani günümüzden 2500 yıl önce, insanlarda ‘insan gribinin’ kesin olarak mevcut olmadığını açıklamıştır. Yine hayvanlarında hayvan çiftliklerinde evcilleştirilmesinden önce, yani yaklaşık 8000 yıl önce kızamık ve çiçek hastalığının ve insanlara tehdit unsuru olabilecek diğer hastalıkların bulunmadığını belirtmiştir.

Son 30 yılda otuzdan fazla hayvan kaynaklı virüs belirlenmiştir. Eskiden salgınlar belli alanda yaşanırken, günümüzde ise ucuz hava yolu taşımacılığı vasıtasıyla, bilim insanları konuyu tam olarak anlayamadan, ortaya çıkan bir salgın dünyanın öbür ucuna kadar ulaşabilmekte ve hızlıca yayılabilmektedir.

2020 yılında yaşanan pandemi süresince sadece insanlar değil, farklı salgın hastalık, çevre veya deniz kirliliği sebebiyle dünya genelinde son 9 yıldaki en yüksek rakamlarda toplu hayvan ölümleri gerçekleşmiştir:

27.11.2020 – 151.000 tavuk kuş gribi sebebiyle öldü. BELÇİKA

05.11.2020 – 17 Milyon vizon korona virüs sebebiyle öldü. DANİMARKA

05.11.2020 – 3000 vizon korona virüs sebebiyle öldü. Wisconsin, ABD

05.11.2020 – 215.000 tavuk kuş gribi sebebiyle öldü. HOLLANDA

28.10.2020 – 100 Ton balık birdenbire Toba gölünde öldü. Kuzey Sumatra, ENDONEZYA

09.10.2020 – 12.000den fazla vizon Utah ve Wisconsin’de korono virüs sebebiyle öldü.

17.09.2020 – 90.000den fazla vizon öldü. KUZEY İSPANYA

11.09.2020 – 30.000 inek öldü. KÜBA

08.07.2020 – 60.000 balık daha önce ‘hiç görülmemiş bir bakteri’ sebebiyle öldü. Kaliforniya, ABD

Bu liste son birkaç aya ait verilerden sadece bir kısmını içermektedir ve senenin başına doğru geriye gidildikçe sayısız kuş, arı, tavşan, domuz, penguen, su kaplumbağası, yunus, balinanın yok olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak, bilim insanları doğal yaşamı korumazsak, dünya nüfusunu etkileyecek şekilde her yıl 5 veya 6 yeni pandeminin ortaya çıkabileceğini öngörmektedir. Çevre bilincinin daha küçük yaşlardan itibaren eğitim sistemi içerisinde etkin bir şekilde işlenmesi gerekmektedir. Kendimiz ve gelecek nesiller adına dünyamız ancak yıkıcılıktan ziyade ortak yapıcı bilinçle yaşanılır kılınabilir.

Yazının içeriğine ilişkin;

Belgesel önerisi: A LIFE ON OUR PLANET, David Attenborough, Netflix

(belgesel yapımcısı olan Attenbourgh’un 83 yıl boyunca gözlemlediği süreçte artan nüfüs, artan karbon salınımına karşın azalan vahşi hayvan nüfusu, azalan ormanlık alana ve gelecek yıllardaki öngörülerine ilişkin belgesel)

HOME, Yann Arthus Bertrand

(Belgesel 54 ayrı ülkede çekilmiştir. 5 Haziran 2009 tarihinde (Dünya Çevre Günü) aynı günde 81 ülkede gösterime girerek bir dünya rekoru kırmış olup, ülkemizde de NTV’de tarafından yayınlanmıştır.

Kitap alıntısı: “Vaktiyle doğayla olan mutlu beraberliğinden kopan insan, onun yerine geçecek ve yaşamına anlam katacak bir başka beraberliği bulamadığı gibi, artık doğaya da geri dönememiş ve umudunu uzaydaki başka dünyalara yöneltmiştir.” Syf 21, İNSAN OLMAK, Prof. Engin GEÇTAN

Duvar yazısı: “We won’t return to normality, because normality was the problem.” (Normale Dönmeyeceğiz, Çünkü Problem Normal Olan)

Kaynaklar: www.wikipedia.com, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53969885, https://birikimdergisi.com/guncel/10097/covid-19-normale-donmeyecegiz-cunku-problem-normal-olan, https://www.end-times-prophecy.org/animal-deaths-birds-fish-end-times.html

 

 

Yorum Ekle