Black Lives Matters

Amerika’da yaşanan siyah-beyaz çatışmalarının tarihi bir boyutu var. Siyah-beyaz ilişkisi sahip-köle olarak sınıfsal bir farklılıkla başlıyor. Zamanla verilen büyük mücadeleler ile köle sınıfı eşit haklara kavuşuyor. Teorik olarak kağıt üzerinde kazanılmış hak ve özgürlüklerin, toplumun her kesimi tarafından kabul görmesi için ise ‘ayrımcılık’ yasa ile suç kapsamına alınıyor.
Tüm bunlara rağmen toplumun kolektif bilinci siyah-beyaz etkileşiminde sahip-köle zihniyetinden tamamıyla kurtulamıyor.
İspatlanamayan, konuşulmayan, yazılı olmayan davranış biçimleri ile ayrımcılık adeta kılcal damarlar gibi sosyal yaşamda belli belirsiz var olmaya devam ediyor. Beyazlar geçmişten bugüne sermayeyi elinde bulunduran, belirli bir refah seviyesine sahip, aile kültürü, bilgi ve görgü birikimi ile kendi yaşamlarını şekillendirebiliyor. Siyahlar ise kölelikten günümüze tüm bu birikimlerden yoksun olarak ve verilen eşit haklara rağmen, fırsat eşitliğinde beyazların gerisinde kalarak hayata başlıyorlar. Aradaki gelişmişlik farkı geçmişe dayandığı için geriye dönük olarak kapatılması da teknik olarak mümkün olamıyor. Fakir aileler nispeten daha ucuz evlerin bulunduğu mahallerde yaşamak zorunda kalıyor, gelir düzeyleri düşük olduğu için devlete ödedikleri vergi oranları da düşük oluyor. Vergi geliri az olduğundan devletin o bölgelerdeki okullara sağladığı ödenek de az oluyor. Yetersiz şartlarda kötü eğitim aldıkları için kalifiye iş bulma şansları düşüyor. Bu kısır döngünün sonucunda siyah-beyaz ayırımının temelini oluşturan ‘fırsat eşitsizliği’ kapanamıyor.
Bu kağıt üzerinde kalan iki yüzlü eşitlik anlayışı siyah halkta yerleşik kin, öfke duygularına bağlı olarak otoriteye isyan eden davranış biçimleri ile yer bulurken, beyazlarda ise ‘siyahlara tahammül etme erdemi’ olarak karşılık buluyor. En ufak bir etkileşimde her iki tarafın bilinçaltındaki o tehlikeli karanlık zihniyet su yüzüne çıkabiliyor. İki partili siyasi sistemin her hangi bir sürecinde siyah ya da beyazlar lehine alınan en ufak bir karar, dolaylı ya da direkt destek, toplum dengesini bozarak kutuplaşmayı ve isyanı körüklüyor. Hak ve özgürlüklerin teminatı olarak siyahların çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı sendikalarına verilen destek, bir sonraki siyasi dönemde polis sendikalarına da veriliyor. Güçlenen sendikalarca korunan çalışanlar sorunların baş aktörü olarak olaylara karıştığı takdirde de mağdur kesimin temsilcisi sendikalar örnek olay üzerinden kendilerini güçlendirici kararlar alınması yönünde devletle pazarlığa girişebiliyor.
Temel çözüm esasen güç dengelerinin korunmasına yönelik politikalar ya da ırksal gelişmişlik farklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan sosyal açılımlar gibi gözükse de tüm bunların önünü tıkayan tek engel karşılıklı ön yargılarla dolu tarihin beslediği sınıfsal zihniyet olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle de politik denge ne zaman sarsılsa siyah-beyaz çatışması bir yerden alevlenip tüm ülkede yankı buluyor.
Özlem Par Okutkan- USA

Yorum Ekle