Yazmak Hakkında Söylenmemiş Şeyler 1- Unutulacaklar Listesi

UNUTULACAKLAR Listesinde bugün:

İşte son günlerde “bitmek bilmeyenlerden” bir kaçı:

  • Yazmak isteyenlere öneriler
  • Yazmaya nasıl başlayacağını bilemeyenlere öneriler
  • Yazmak için doğru başlangıcı bulamayanlara öneriler

Yazmakla ilgili söylenmiş sözleri unutun.

Duyduğunuz başlıkları, sloganları, tavsiyeleri, kışkırtıcı mı yanıltıcı mı olduğunu ayırt edemediğiniz her şeyi!

Zira yazmak, denklemi olan bir eylem değildir.

Olması gereken, tercih edilen, ilgi görecek olan, sevilmesi muhtemel görünen, çok tutan, “trend” olan şeylerin peşini bırakarak denklemi bozmanız gerekir. Onların gölgesinden uzaklaşarak!

İnsan neden yüzlerce, binlerce insanın okuduğu bir şeyler yazmak ister?

Yazı; hayatın aslında ne olduğunu, ne olmasını gerektiğini, bir hikâye üzerinden söyleme yolunuzdur belki.

Hayat hakkında insanların kulağına, kimseye görünmeden fısıldamaktır.

Hayatı fark edişinizdir. Bu fark edişi haykırışınızdır. Bu haykırışınızla insanları şaşırtmak, sarsmak, sürüklemektir.

Kocaman bir konferans salonunda, dev bir kalabalığa konuşma yapmaya benzer.

O halde şimdi, kalabalığa son kez bakın ve gözlerinizi kapayın.

Ne yazarsanız sevilir diye düşünmeyin. Romantik bir şeyler olmalı kıskacına girmeyin. Fantastik olmalı, siyasi olmalı, feminist olmalı… Aslında “olmalı” ile biten tuzaklara basmayın.

Merak etmeyin, insan hakkında anlatılanlar hep aynıdır. İnsan türü 4 milyon yıldır yeryüzünde ve hep aynı hikâyeleri yaşıyor; aşk, korku, sadakat, dostluk, vefa, hıyanet, yanılgı, erdem, cesaret… Biz hep aynı hikâyeleri anlatıyoruz; aşk, korku, sadakat, dostluk, vefa, hıyanet, yanılgı, erdem, cesaret…

Bu aynılığın içinde bambaşka olma gücü; yeni bir şey söylemekte değil, bildiklerimizi yeniden söyleyebilmekte yatıyor.

Yazmak; özünde aynı malzemelerle yeni tatlar oluşturmak, duyguları şaşırtıcı bir sırayla yeniden dizmek, fikirleri yeniden en öz, en sade hallerine ulaştırmak için, milyonlarca kez tekrar ve tekrar yapılan bir eylem.

Bazen bir tür ritüel. Kendi etrafında dönerek başka yere varmak, helezonik bir yol yaratarak bir tür girdap oluşturmak, herkesi ama herkesi, o düşünce ve duygu girdabına almak, sürüklemek…

Sürüklemek? Evet, bu, bir yazarın arzuladıklarının hepsini içine alan tek şey olabilir.

Yazmanın modası olmaz!

Çok sevilmek için…

Çok anlaşılmak için…

Çok bilinmek için…

Çok satmak için…

Çok kazanmak için…

Çok tanınmak için…

Çok kalıcı olmak için…

Çok olmak için…

“Çok” olanın “ne” olduğu yazan kişiyi ilgilendirir ama çok olmanın yolu sürüklemektir.

Kitleleri sürüklemek için önce kendinizi sürüklemelisiniz.

Şu ana dek yaşadığınız hayatta duyduğunuz tüm sesler, yaşadığınız tüm sarsılışlar, kaydettiğinizi bile bilmediğiniz tüm görüntülerle kendi içinizde göz göze gelin. Bütün çarpıcı olayları, bütün acıtan cümleleri, bütün kalp söken bakışları, varlığı ve yokluğu her şeyi tutun, çekip çıkarın derinlerden.

Açmayın gözlerinizi! Kendi zihninizde kalın.

Yazma tekniklerini unutun. Karakter yaratma yollarını… Konu bulma handikaplarını… Verilecek sosyal mesajları… Kitabın kalınlığını, romanın uzunluğunu, sonun mutlu ya da mutsuz oluşunu… Kimin basacağını… Kimin okuyacağını… Kimin satacağını…

Gözlerinizi kapatın ve dinleyin kendinizi! Çok kısa sürecek. Biraz canınız yanacak. Gözleriniz acıyacak. En çok klavyeye hızla basıp duran parmak uçlarınız. Sonra akmaya başlayacak.

Sakın açmayın hayır! Henüz değil!

Yazarlık hakkında söylenenleri unutun. Okuduğunuz röportajları, yazma ruh hallerini, bütün o kahve içmeleri, müzik dinlemeleri, muhteşem yazı masalarını, kafelerde bilgisayar başında oturmaları, âşık olmaları, terk edilişleri…

Hatırlamak için çatlamasın beyniniz… Israr etmeyin o kuşe sayfalardaki parlak renklerle ilgili.

Yazabilmek için önce bırakın kalemi, klavyeyi. Bir uçurumun kenarında durun ve derinliği umursamıyormuş gibi açın kollarınızı. Kendinize cesur olun, en çok kendinize. Sürüklenmek için önce içine atılacağınız nehri görün!

Görmek için bekleyin. Ne kadar beklerseniz o kadar hızlı olur.

Sabırlı olun. Kontrollü. Akılcı. Duygularınızı zapt etmeyecek, kısıtlamayacak kadar akılcı.

Dizilişini işitin fikirlerinizin.

İnançlarınız, kabulleriniz, reddedişleriniz. O hep anlatmak için hayalinizde ince ince dokuduğunuz adam… O güzel, hayat dolu kadın… Ağlayan biri… Anlatılması gereken bir haksızlık, bir kırgınlık… Bir varoluş masalı, bir karanlık büyü… Hayatın bütün anlamını sırtında taşıyan bir kısacık cümle… Bir sırma pelerini omzunda sürükleyip yürüyen, bir yüksek altın tahta çıkıp oturan kanlı hükümdar… Âşık olup pişmanlık duyan zalim bir düşman…

Hikâyeler var aklınızda. Hiçbir zaman sırf bir kitaba yazılsın diye oluşturulmamış, hepsi de gerçek. Tamamen hayal edilmiş olduğu halde, tamamen gerçek!

  • Kimseye, bana bir konu verin, demeyin…
  • Kimseye, bir başlasam arkası gelir, demeyin…
  • Kimseye, kolay okunan, çok sevilen olması için ne yapmalıyım, demeyin…

Aramayın kelimeleri! Onlar gelip sizi bulacak. Siz yolları hazırlarsınız, kelimeler gelip sizi seçerler, her seferinde böyledir.

Açın kapılarınızı!

Yazmakla ilgili söylenmemiş şeyler yapın!

Gelecek yazı: Söylenmemiş şeyler-2.

Olay örgüsü mü… Karakter mi… Atmosfer mi… Romanda gerçek eksen hangisi?

Deniz Erbulak Kimdir?

 

Yorum Ekle